|
23 Aralık 2006 Tarihli
Resmi Gazete
Sayı: 26032
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığından:
Asgari Ücret Tespit
Komisyonu Kararı
Karar Tarihi
:
21/12/2005
Karar No
:
2005/1
22/5/2003 tarihli ve
4857 sayılı İş Kanunu'nun
39 uncu maddesi gereğince, iş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanunun
kapsamında olan veya olmayan her türlü işçinin asgari ücretini tespit
etmekle görevli Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 29/11/2005 tarihinde
başladığı çalışmalarını 21/12/2005 tarihine kadar sürdürmüş ve yaptığı
dört toplantı sonucunda;
1) Milli seviyede tek
asgari ücret tespitine oybirliğiyle,
2) 16 yaşını doldurmuş
işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretlerinin
1/1/2006-31/12/2006 tarihleri arasında 17,70 (onyediyetmiş)
Yeni Türk Lirası olarak tespitine, işçi temsilcilerinin muhalefetine
karşılık oyçokluğuyla,
3) 16 yaşını doldurmamış
işçilerin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretlerinin
1/1/2006-31/12/2006 tarihleri arasında 15.00 (onbeş)
Yeni Türk Lirası olarak tespitine, işçi temsilcilerinin muhalefetine
karşılık oyçokluğuyla,
4)
İş bu Kararın, 4857 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine dayanılarak
hazırlanan
Asgari Ücret
Yönetmeliği'nin 11 inci maddesi gereğince Resmî Gazete'de yayımlanmasına
oybirliğiyle,
karar verilmiştir.
GEREKÇE
Asgari ücret, bilindiği
gibi ödenmesi zorunlu olan en az ücrettir.
Asgari ücretin
belirlenmesini düzenleyen Asgari Ücret Yönetmeliği uyarınca, asgari
ücret, pazarlık ücreti değildir.
Asgari ücretin
belirlenmesi sırasında, Komisyonumuz, bu çerçevede bir karar alınması
için çalışmış, işçilerin geçim şartları ve 2006 yılı enflasyon hedefi
gibi faktörleri değerlendirmiştir.
İşte bu çerçevede hareket
eden Komisyonumuz; 16 yaşını doldurmuş işçiler için, 1/1/2006-31/12/2006
tarihleri arasında uygulanmak üzere günlük asgari ücreti 17,70 (onyediyetmiş)
Yeni Türk Lirası olarak belirlemiştir.
16 yaşını doldurmamış
işçiler için, 1/1/2006-31/12/2006 tarihleri arasında uygulanmak üzere
günlük asgari ücretin 15,00 (onbeş)
Yeni Türk Lirası olarak belirlenmesi Komisyonca kabul edilmiştir.
Asgari Ücret
Yönetmeliği'nin 11 inci maddesi gereğince, Asgari Ücret Tespit
Komisyonu'nca belirlenen asgari ücretler, Resmî Gazete'de yayımlandığı
tarihi izleyen ayın ilk gününden itibaren yürürlüğe girecektir.
İŞÇİ TEMSİLCİLERİNİN KARŞI
OY GEREKÇESİ
Ücretlerin asgari
sınırının belirlenmesinin temelinde, iş sözleşmesi ile çalışan ve iş
yasasının kapsamında olan veya olmayan, her türlü işçinin ekonomik ve
sosyal durumlarının düzenlenmesi gereği bulunmaktadır.
Ücret geliri elde edenler
toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Ücret, her
toplumun ekonomik ve
sosyal yaşamında önem taşıyan bir unsurdur. Ancak asgari ücret,
üretim faktörü olarak
emeğin karşılığı olmanın ötesinde, insanın yaşaması, varlığını
sürdürmesi, insan onurunun gerektirdiği yaşama düzeyini sağlaması
gereken gelirdir.
Temel insan haklarının
güvencesi altında bir "sosyal hak" niteliğinde kabul edilen asgari
ücret, sosyal açıdan taşıdığı anlam ve önem göz önünde bulundurularak,
belirlenmesi salt piyasa kurallarına bırakılmayacak değerdedir. Asgari
ücret uygulamasının temel nedeni, emek sömürüsünü önlemektir. Düşük
ücret temelinde sürdürülecek bir haksız rekabet ortamını ortadan
kaldırmaktır.
Yaygın işsizlik ortamında,
belirlenen asgari ücretin altında çalışmaya hazır insanların bulunması
ve çalıştırılması, çaresiz durumda olanların durumundan yararlanarak tek
taraflı çalışma koşullarının dayatılması kabul edilemez bir davranıştır.
İnsani değildir, gayri ahlakidir. Sosyal hukuk devleti ilkesinin ayaklar
altına alınmasıdır.
Asgari ücretin "sosyal
ücret" kavramına yaraşır, insanca yaşama düzeyini sağlayacak, gelir
dağılımındaki adaletsizliği ve yoksulluğu bir ölçüde azaltacak,
işsizliğin sürekli etkilediği işgücü arz ve talebi arasındaki
dengesizlik nedeniyle çalışanların istismarını önleyecek düzeyde
belirlenebilmesi asgari ücret belirleme çalışmalarının temeli olmalıdır.
Türkiye’de bazı
kesimlerin, demokrasinin, işçi hak ve özgürlüklerinin, sosyal koruma
uygulamalarının olmadığı, tartışma konusu edildiği ülkelerde uygulanan
ücret politikalarını, asgari ücret düzeyini ve uygulamalarını örnek ve
temel alan yaklaşımlarını benimsemek mümkün değildir.
Türkiye'nin, rekabet
şartlarını düşük ücret politikasıyla sağlamak doğrultusunda bir anlayışı
egemen kılarak Avrupa Birliği'ne üye olması mümkün değildir. Bugün
ülkemizdeki asgari ücret düzeyi çoğu AB üyesi ülkelerde geçerli olanın
çok gerisindedir.
İşsizlik, ülkemizin
ekonomik ve sosyal gündeminde ağırlıklı olarak yer alan yakıcı bir
sorundur. İşsizlik, yoksulluğun ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin
temel sebeplerinden birisidir. Hükümetler, insan onuruna yaraşır iş
olanaklarının yaratılması için çaba göstermek durumundadır. Özel
sektörün yaratacağı iş imkanları da bu nitelikte, yani Uluslararası
Çalışma Teşkilatı'nın "insana yaraşır iş" kapsamında olması
gerekmektedir.
Türkiye'de bazı
kesimlerin, yatırımların, istihdamı artırmanın önündeki engel olarak
işgücü maliyetinin yüksekliğini ileri sürmesi ve bu kapsamda asgari
ücret artışını sınırlandırmak istemesi yönündeki talepleri, ülke
gerçekleriyle, geçmişte yaşanan deneyimle, bilimsel doğrularla
bağdaşmamaktadır.
Ülkede yeni yatırım ve iş
imkanlarının önündeki engel, ücretler ve işgücü maliyeti değildir.
Asgari ücret ise hiç değildir. Merkez Bankası İktisadi Yönelim
Anketi'nin sonucuna göre; yatırım harcamalarını kısıtlayan faktörler
arasında işgücü maliyeti, neredeyse ihmal edilir orandadır.
Asgari Ücret Yönetmeliği,
asgari ücreti "İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen
ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu
ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya
yetecek ücret" biçiminde tanımlamaktadır.
Anayasanın 55'inci
maddesinde yapılan değişiklik sonucu, asgari ücretin tespitinde "ülkenin
ekonomik durumunun yanında çalışanların geçim şartlarının da" göz önünde
bulundurulması gereğine işaret edilmektedir. TÜRK-İŞ Araştırma
Merkezi'nin hesapladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri, ülkemizdeki
geçim şartlarını ortaya koyan önemli bir göstergedir.
Bilimsel, objektif ve
güvenilir veriler esas alınarak tespit yapılması yerine, asgari ücret
pazarlık konusu edilmiş ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun, perakende
fiyatları kullanarak, üstelik sadece tek işçi için belirlediği ve net
olarak işçinin eline
geçmesi
gereken tutar bile, kabul edilmek bir yana, daha da aşağıya çekilmiş ve
brüt olarak açıklanmıştır.
Türkiye İstatistik Kurumu
(TÜİK)'nun
tek işçi için hesapladığı tutar Aralık 2005
itibariyle net 508,19
YTL'dır.
Ancak işveren-hükümet kesimi asgari ücreti net 380,46 YTL olarak kabul
ve ilan etmiştir.
2006 yılında brüt 531.-
YTL olarak uygulanacak asgari ücretten sosyal sigorta işçi primi, gelir
vergisi, işsizlik sigortası gibi ödemeler için yüzde 28,4 oranında
kesinti yapılacaktır. Asgari ücretli bir çalışan 2006 yılında ayda 67,70
ve yılda yaklaşık 812,40 YTL gelir vergisi ödemek durumunda kalmaktadır.
Asgari ücretli bir işçinin SSK primi için ödeyeceği tutar ise ayda 78,34
YTL olmuştur.
Asgari ücret seviyesinde
gelir elde eden işçiden yapılan kesintilerin makul bir oranda olmasını
işçi kesimi olarak yıllardır savunuyoruz. Türkiye, ücretten yapılan
kesintilerin yüksekliği bakımından OECD üyesi ülkeler arasında başta
gelmektedir. Bugün ücretliler üzerinde taşınmaz boyutlarda vergi yükü
bulunmaktadır. Aynı şekilde, sosyal güvenlik için kesilen prim asgari
ücretli için yüksektir ve mutlaka devletin, sosyal devlet olma gereğinin
bir sonucu olarak, katkısı gerekmektedir.
Ülkemizde, istihdam
vergisine dönüşen ücretler üzerindeki ilave yükler düşürülmeli ve AB
ülkeleri düzeyine getirilmelidir. Hükümet, asgari ücretten vergi
alınmaması yönünde sosyal kesimler arasında oluşan görüş birliğini
dikkate alarak bu konuda yeni bir düzenlemeyi yapmak yerine, sermaye
kesiminin vergi yükünü daha da düşüren düzenlemeler yapmaktadır.
Türkiye'de
kayıtdışı
ekonomi ve ona bağlı olarak yaygınlık kazanan
kayıtdışı
istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir.
Kayıtdışı
istihdamın yaygınlığı, sosyal hukuk devleti uygulamalarının ve sendikal
örgütlenmenin önündeki en önemli engellerden birisidir.
Kayıtdışı
istihdamla mücadele tüm sosyal taraflar ile kamu kurum ve kuruluşlarının
başta gelen görev ve sorumluluğudur.
Kurallara dayalı ekonomik
yapının egemen kılınması ve geliştirilmiş olan kuralların, kurumlar
tarafından özenle uygulanması yerine
kayıtdışı
istihdam
yaygınlaştırılmakta ve bu durum, kurallara uygun davrananlar aleyhine,
haksız rekabete yol açmaktadır.
Türkiye'de
kayıtdışı
istihdamın ülke ekonomisine maliyeti fazladır. Asgari ücret temel
alınarak yaptığımız bir hesaplama,
kayıtdışı
istihdam nedeniyle alınamayan sosyal sigorta ve vergi kaybının boyutunu
ortaya koymaktadır. İşçi kesimi, kaçak ve
kayıtdışı
istihdamla
mücadeleye büyük önem
vermektedir. Bu konuda tüm sosyal tarafların katılımıyla bir
"ulusal eylem planı"
hazırlanmasını ve
kayıtdışı
istihdama yönelik mücadelenin çok yönlü bir bütünsellik içinde sürekli
olması gereğini savunmaktadır.
Kayıtdışı
istihdamla bütünsel bir yaklaşım içinde mücadele etmek yerine,
kayıtdışı
istihdama neden olmasın yaklaşımıyla asgari ücreti düşük belirlemek,
sorunu temelden çözecek politikaların uygulanması yerine durumu
meşrulaştırmak anlamındadır.
Asgari ücret tespitinde,
işçilerin ailesiyle birlikte değerlendirilmesi gereğini dikkate almayan
yaklaşım hatalı olmuştur. Ülkemizdeki işçi ailelerinin çoğunda, bakıma
muhtaç yaşlılar ile küçük yaştaki çocuklar bulunmakta ve çok sayıdaki
işçinin ücreti,
iktisaden
faal olmayan bu nüfus tarafından paylaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle,
ülkemizde aile bağımlılığı, sosyolojik bir olgudur. Bu bakımdan, asgari
ücretin tespitinde, sadece işçinin göz önünde bulundurulması ülke
gerçeklerine aykırı düşmektedir.
İşçinin ailesinin
hesaplamalarda dikkate alınmaması sonucu asgari ücret eksik ve
yetersiz olarak
belirlenirken, bu tutardan ayrıca kesinti yapılması nedeniyle asgari
ücret
"sefalet ücreti"ne
dönüşmektedir. Sosyal dışlanmanın ortadan kaldırılması çalışmaları
kapsamında "aile yardımı" uygulaması artık ülkemizde de gündeme
gelmelidir.
Asgari ücret ile en düşük
kamu çalışanı maaşı arasında yapılacak kıyaslama, bu alanda yıllardır
sürdürülen haksız ve yanlış uygulamaları ortaya koymaktadır. En düşük
kamu çalışanı maaşı Ocak 2006'da 611.- YTL ve Temmuz 2006'da 665.-YTL
olmaktadır. Hükümetin, "düşük ücrete yüksek zam ilkesi" çerçevesinde en
düşük kamu çalışanına 2006 yılı için uygulayacağı zam oranı yüzde 19,5
oranında olmuştur.
Asgari ücretin düzeyi
dikkate alındığında yapılan artış fazla bir anlam taşımamaktadır. Asgari
ücretin tespiti çalışmalarında sunulan raporlarla, ülkenin içinde
bulunduğu ekonomik durumun olumlu olduğu, Devletin resmi verileri ve
raporlarıyla ifade edilmiştir. Ancak, ekonominin kriz döneminde asgari
ücretle çalışanlardan istenen fedakarlığın devam etmesi istenmektedir.
Çalışanlar,
ya
işsiz kalmak
ya
da düşük ücrete razı olmak ikilemi ile karşı karşıya bırakılmaktadır.
İşçi kesimi temsilcileri
olarak Komisyon çalışmalarında asgari ücretin;
• İşçi ve ailesinin günün
ekonomik ve sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak,
insanlık onuruyla bağdaşacak bir düzeyde;
• Belirlenen tutarın
işçinin eline net
geçecek
biçimde;
• Ulusal düzeyde,
sanayi/tarım ve yaş, cinsiyet ayırımı yapılmadan;
• İşçinin satın alma
gücünün ileriye dönük olarak korunabilmesi için gerekli bir
iyileştirmenin ayrıca ilave edilerek;
• Adil gelir dağılımını
sağlamaya yönelik olarak refahtan pay içerecek;
Biçimde hesaplanması
gereğini savunduk, savunmaya devam ediyoruz.
Savunduğumuz bu görüşlerin
büyük bir bölümü Komisyon çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Bunun
sonucu, belirlenen asgari ücret düzeyi yetersiz ve ülkenin bugünkü
koşullarında "insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi” sağlamaktan uzak
kalmıştır.
Asgari ücretin
belirlenmesi çalışmalarında Komisyon iradesi belirleyici olmamıştır. Bir
başka ifadesiyle, Hükümet tarafından önceden belirlenmiş asgari ücret
düzeyi ilan edilmiştir.
Asgari Ücret Tespit
Komisyonu'nun işveren-hükümet kesimi temsilcilerinin oy
çoğunluğuyla belirlenen
asgari ücrete, gerek miktar ve gerek belirleme yöntemi açısından
katılmadığımızdan, işçi kesimi olarak muhalif kalıyoruz.
|